15.06.2009

Geçip giden 12 saatler...

Işıklı cumartesi sabahı,

Akçaorman’da ılık haziran sabahı…
Çay çiçekli fincanda,
Peynirli poğaça pasta tabağında,
Ponçik mermer masanın üzerinde.

Ponçik ile birlikte rüzgârın kıpırdattığı yaprakların hışırtısını dinledik. Bir serçe ailesi karşı apartmanın panjuruna yuva yapmış. Buldukları çer çöpü beşinci kata taşıyıp duruyorlar. Arada Ponçik’e sesleniyorlar.

Ponçik ile serçe ailesinin telaşını izledik.


Akçaorman’a hoş geldin, biberiye

İki gündür duvara dayalı halde bekleyen biberiye fidesini şimşir ağacının yanına diktim. Toprağını çapaladım. Bayılıyorum biberiyenin ince yapraklarına. Çok seviyorum toprağın ıslak kokusunu.

Bahçe makası ile kurumuş gülleri kestim. Pembe gülün dikeni sol elime battı.

Nasıl da acıtıyor.


Gözlerimde cam kesikleri

Hafta sonunu film izleyerek, kitap okuyarak geçirme düşüncem cuma akşamı telefonumun çalması ile rafa kalktı. Ah, bu ivedilikler… Cumartesi gecesi saat üçe yaklaşırken gözlerimde oluşan cam kesikleri. Klavyede harflerin yerini bulamamalarım. Cümlelerin yerini değiştirmekten yılmalarım.

Ah, bu kelime cambazlıklarım…


Kırmızı kurdeleler, beyaz havlular

İstanbul’un eski semtlerinden birindeyken, bugün. Davul-zurna seslerini duyunca pencereden baktım. Dizilmiş arabalar, arabaların aynalarına bağlanmış kırmızı kurdeleler, beyaz havlular… Gelin evin kapısında görününceye dek susmadı davul-zurna sesleri. Anlaşılmaz olan damattı. Bir erkek sevdiği kadına evlendiği gün arabanın kapısını açmazsa… Beklemez, kalabalığın ortasında bırakıp giderse… Bilmem ki nasıl bir birliktelik olur bu?

Bir gün olursa… Elimi hiç bırakmamalı.


Kelimeler, kelimelerim...

Üç buçuk su bardağı soğuk süt ile pişiyor bir paket hazır keşkül. Pişirmesi en fazla 20 dakika sürüyor. Küçük kaplara boşalttığım keşküllerin üzerini hindistan cevizi ile süsledim. Film izleyebilirdim. Kitabımı okumayı sürdürebilirdim.

Bunca yılgınlığa, bıkkınlığa karşın yine kelimelerle paylaştım ömrümden geçip giden 12 saatleri.

10 yorum:

layya dedi ki...

Keşkülü çok severim.. Bana da var mı?

Journey to Orient dedi ki...

tere, nane, reyhan, maydanoz, biber, domates ektim saksılara bu bahar. balkon küçük bir bahçeye döndü. çiçekler de var aralarında, adını bilmediğim... ama karanfil var, hatırladım şimdi. küçük pembe çiçekli minyatür karanfil. kokuları birbirine karışıyor hepsinin ıhlamur. öylece oturup yanlarında uyuyası geliyor insanın. ninni söylüyorlar kokularıyla sanki.

yaz geldiğinden camlar, kapılar açık ve paşa'yı çıkartamıyorum kafesinden haliyle. uçacak, kaçacak korkusu... o da huysuzlanıyor. kafesiyle balkona çıkartıyorum ben de. çevredeki bilumum kuş cinsiyle konuşuyorlar. ama ille de çıkmak istiyor.

damadın yaklaşımı baştan belirliyor sanki ilişkinin gidişatını. benim de çok dikkatimi çeker. ve pek mutlu sonlar öngörmem.

evet, bir gün olursa elini bırakmadığı gibi, gözlerini de bakışsız, yalnız ve hedefsiz bırakmamalı...

mutlu yazılar yazmayı isterim elbet. ama şu sıralar daha çok sorgulayıcı bir ruh halindeyim. binbir sorum var cevabını düşündüğüm. yaz günü hiç çekilmiyor farkındayım. ben de pek çekebildiğimi söyleyemem :)

yine de herşey güzel olacak bir gün inancım daim.

sevgiler ıhlamur, öpüyorum çok.

geveze baykuş dedi ki...

paylaştıkça daha kolay geçmiyor mu ömür dediğimiz? eline, kalemine sağlık. paylaş sen, biz de severek okuyalım. işbölümü güzel şey :)

güzel bir hafta dilerim.
sevgiler...

SeV@L dedi ki...

Serçelerin telaşı hiç bitmiyor. Hep telaşlı halleri. Sen de bazen bana serçeleri anımsatıyorsun.

Hoş gelmiş biberiye..

Daha önce görmemiştim ama sayende öğrenmiş oldum. Ayrıca çok faydalı bir bitkiymiş. Her bitkinin, her ağacın ismini öğrenmek istiyorum. Böyle deli bir istek var içimde, ne işime yarayacaksa artık.

Anlaşılmaz damada gelince, sevdiği kadınla evlendiğini nerden bilebiliriz. Ya da gelinin sevdiği adamla... Zorla birliktelik olur onlarınki.Öyle insanlar, öyle evlilikler gördüm ki...

Kelimelerini bırakma. Senin kelimelerin sabahları çay eşliğinde iyi gidiyor. Kurabiye gibi.

Çok uzattım kusura bakma. Sevgiler.

Adsız dedi ki...

bazen yolculuk esnasında aklıma gelir, aklıma gelenleri not etmek. Hep unuturum yanımda bir kalem bir cep defteri taşımayı. Şu an bile gereksiz gelir de, canım yazmak istediğimde sudan bile kıymetli gelir.

wonderwall

esriksevi dedi ki...

Merhaba Can can,

kargon yolda,haberin ola :)

SeV@L dedi ki...

:) Henüz yerleşemedim şekerim yerleşince çaya çağıracağım.

Senin blogspot çağrın ve yazmamak konusunda "aklından bile geçirme" tehtidinden sonra blogcuda cinnet geçirten anlar yaşadım. Tam yerine rast geldi yani.

Sen ne ara farkettin blogu? Nasıl farkettin? :)

atesinsesi dedi ki...

eski zamanları anımsattı şu yazdıkların, evet anımsadım akçaormanıda. uykusuz kaldığın geceler pencereden bakar şehri o uzak kıyıda bu ormanı görürüdün, ege mavisine kıyı bir susuşla yine yorgun olur yazardın böyle.

milyarlarca insan geldi geçti ya çok azının beyaz tuvalde izi kaldı
yaşadılar...

beynimde gezinen bir karınca yüzüme iniyor, kaşlarımız gölgesinde uyumak istiyor vs vs vs


sevgiyle beyaz

atesinsesi dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
SeV@L dedi ki...

Resim de bana seni hatırlatmıştı. :) Yorgun argın avuçlarından harfler dökülen bir kadın. :)

Yaz mevsiminin insana neşe vermesi lazım değil mi yahu?

:)