16.06.2009

Göçebe sıkıntılar içinde bir küstüm çiçeği

Parçalı bulutlu sabah,

Elbette, her gün ışıklı olacak değil. Parçalı bulutlu sabahlara da uyanabiliriz. İncecik ekmeğin üzerine çilek reçeli sürüp çay içmeden evden çıkabilirim. Bir haftayı aşkındır gazete okumadığımı aklımdan geçirip gazete bayisinin önünde durmayabilirim. Gülümsemeyebilirim karşıma çıkanlara… Bazen yalnızca “Günaydın” demek yeterli olabilmeli.

Hatta hiç konuşmamak!


Gün başladığı gibi mi biter?

Bir gün parçalı bulutlu başlıyorsa başladığı gibi mi biter? Bulutların iyice grileşip sağanağa dönüşmesi daha güçlü bir olasılık mıdır yoksa? Peki ya güneş...

Çok mu yorgun bulutların arasından ışımak için?


Göçebe sıkıntılar,

Nereden gelip nereye gittiği belli olmayan göçebe sıkıntılar kuşatır bazen içimi. Soluk aldırmayan boğmaca nöbetleri gibidir. Haindir, hoyrattır.

Sanki yalnız kadınlarda daha çok konaklar göçebe sıkıntılar.


Parçalanmış hayatlar gibiyken yufkalar,

JTO'nun blogundaki sigara böreği fotoğrafını görünce “Sigara böreği sarıp kızartsam” dedim. Hem zaman da geçerdi, börekleri sararken. Buzdolabında, vakumlu poşet içinde bekleyen yufkaları dışarı çıkardım. Yoğurtlu sosu ve peyniri hazırladım. Poşeti açar açmaz yufkalar dağıldı, paramparça oldu. Sigara böreği saramadım. Vakumlu poşetlerdeki yufkaları sevmem.

Paramparça bir hayat gibi yarı yolda bırakır insanı…


Yeşermesi beklenen kiraz çekirdekleri,

Kiraz çekirdeklerini toprağa diktim. Bolca su verdim. Belki tutar. ‘Fotoğrafı Sana Gönderiyorum’un 194’üncü sayfasındayım. Bir ömür Selim İleri okuyabilirmişim gibi geliyor. Bunca yıl nasıl fark edememiş, okumamışım?

Okumadığım, bilmediğim, yetişemediğim enginliğin ortasında bir küstüm çiçeğiyim.
Üstelik yalnız.

5 yorum:

atesinsesi dedi ki...

seni bu sabah eğer kabuledersen beyaz karadenizin o kestane kokan rüzgarlı kıyılarına sinopa götürmek istiyorum. kuzeye bakmak oradan seninle, ülker yıldızını selamlamak geceleri...

duyuyormusun karadenizin sesini, sakın olaki aldırmayasın onun kederine, gamına. bu da gelir bu da geçer aldırma


:)

sevgimle

geveze baykuş dedi ki...

küstüm çiçeği değilsin, ıhlamur'sun sen. küstüm çiçeği sevgiyle de dokunsan yapraklarına bırakıverir kendini, büker boynunu. masal sevgili gelse bir gün, uzatsa elini sana, büküverecek değilsin ya dallarını sen de uzanacaksın elbet ona.

birbirimize satırlarla dokunup güç bulmaya çalıştıkça ve başardıkça, küstüm çiçeği olduğuna inandıramazsın beni. canı küsmek isteyen bir ıhlamur olabilirsin anca.

Journey to Orient dedi ki...

bu sıkıntılar hakikaten göçebe ıhlamurcuğum. birimizden diğerine göçüyor besbelli. inmeyen bir bayrak gibi. ve sanki bir bayrak yarışı. yahut söndürülmemesi gereken bir meşale...

sadece "yalnız"kadınlarda değil konaklaması göçebe sıkıntıların. "yalnız, modern, akıllı ve duygusal." kadınlarda konaklıyor.

diğer türden bir hatun düşün, yufka parçalandığında "Paramparça bir hayat gibi yarı yolda bırakır insanı…" diye düşünür mü sence :) yufkaya bu anlamı yükleyen, bu bağlantıyı kuran sen, evet döner hayatını sorgularsın da normal bir kadın kalkar yufka açar, bir türkü tutturup :) göçebe sıkıntı, uğramaz bile yanına, sıkılır. gelir sende konaklar.

ya da normal bir hatun (normali hangi manada kullandığımı biliyorsun) kiraz çekirdeklerini toprağa dikmez de, eşinin diktiği, bakımını yapıp ağaç haline getirdiği kiraza çıkıp kulaklarına küpe niyetine takıp, iki de ağzına atıp şen bir kahkaha ile komşularıyla konuşur misal. göçebe sıkıntı, vınnn!..

normal kadınların, okumadığı, bilmediği, yetişemediği enginlikler yoktur. enginar vardır mesela. pişirilip üstüne limon sıkılacak...

sen dergiler hazırlarken, onlar bulduğu derginin üzerine un döküp balığa bulayıp kızartırlar mesela... ya da resimlerine bakıp derginin, atarlar bir kenara, hayata karışırlar okumak yerine.

ne kötü örnekler verdim yahu :) elbette o kadar boş değiller de boşvermişler. sırtlarında yük yok. zihinlerinde sürekli yetişecekleri bir şey yok. saatleri yok. küsmeleri yok...

creep dedi ki...

yalnız değilsin. Bak çevrende ne güzel arkadaşların var;Sev@l,günlüktutan ve ben.
Ben kendimi de senin arkadaşın olarak gördüm ya:))
Ne mutlu sana:)
Yılgınlık yok, çalışma şartlarının getirdiği huzursuzluktur. Herkes bir ara kendini Off hisseder. Sonra bir yerden bir emir, bir şevk gelir gibi kendi Power düğmemize basılır.
Şimdi Ege'de en güzel kirazlar başlar çıkmaya. Salihli kirazı en meşhurdur. Bana yakın olan Kemalpaşa'da. Festivallerle kutlanır, kiraz güzelleri seçilir, en iyi kirazlara ödüller verilir. Hayat bir festival gibi geçer burada. Bir belde de biter, diğer belde de başlar.Sırada üzüm var daha..

hayatınortasında dedi ki...

Akşama dönüyor olsa da yüzünü gün, "gün aydın" sana Ihlamur..